2004 yılında askerde çizilen bir logoyla başlayan tasarım tutkusunun, bugün işletmelerin tüm dijital mimarisini kuran bir merkeze dönüşme hikayesi.
Her şeyin bir başlangıcı vardır. Tasarım serüvenim, 2004 yılında Kıbrıs'ta askerlik görevimi yaparken bölük hatırası için tasarladığım bir tişört logosuyla başladı. İlk taslakta "Gidiyoruz ama döneceğiz" yazıyordu. Komutanımız "döneceğiz" kısmını veto edince tasarıma küçük bir ince ayar çekip onayını aldım. O gün bir tişört üzerine basılan o tasarım, bugün onlarca kurumsal markanın dijital yüzünü tasarlayacağım serüvenin ilk kıvılcımıydı.
Yıllar süren tecrübenin ardından markamızı resmi olarak hayata geçirdik. robOfis ismi, "Robotik otomasyon" ve "Ofis" kavramlarının güçlü bir birleşimi olarak doğdu. O zamanın ruhuyla tasarladığım ilk logomuzla sektöre adım attık.
İlk dönemlerde ofis teknolojileri başlığı altında ağırlıklı olarak donanım, tamir ve bakım odaklı her alanda çözüm üretiyorduk. Ancak piyasanın değişen dinamikleri ve içimdeki üretme tutkusu, bizi yavaş yavaş donanımdan yazılım ve tasarım masasına doğru çekmeye başladı.
Tasarım anlayışım her zaman müşterinin beklentilerine ve ticari hedeflerine odaklanır; ancak içinde her zaman bana ait olan, bağımsız ve özgün bir yan barındırır.
Bugün robOfis; donanım tamirciliğinden tamamen yazılım, otomasyon ve kurumsal kimlik inşasına odaklanan bir teknoloji merkezine dönüşmüştür. Aptavit, Servita ve Gyzy gibi markaları sıfırdan oluşturarak dijital sahneye çıkardık.
Kendimi her gün geliştirmeye, öğrenmeye devam ediyorum. Yapay zeka destekli müzik teknolojilerinden eski metin çevirilerine kadar geniş bir yelpazede okuyor, araştırıyor ve üretiyorum. Çünkü biliyorum ki; en iyi dijital sistemler, sadece kodlardan değil, arkasındaki kültürel derinlikten beslenir.